Röportaj: Serdar Bilgin-RİSALE AKADEMİ

Prof. Dr. Gürbüz Aksoy ile Medresetüzzehra’yı konuştuk.

İSLAM ÜNİVERSİTESİ PROJESİ

Medresetüzzehra’yı nasıl anlamalıyız?

“Risale Akademi”deki müzakereleri takip ediyorum, okuyorum. Yeni fikirler, yeni bakış açıları… Zenginlik bu. İdris Tüzün Beyin “İslami Bir Üniversite Projesi: Medresetü’z-Zehra” yazısından istifade ettim, Allah razı olsun.

Üstad, idealindeki medeniyet tasavvurunun (medeniyet-i fuzla) inşasında önemli bir araç olarak gördüğü ve uygulanmasına hayatının elli yılını verdiği Medresetüzzehra, bizlere model bir İslam üniversitesi projesidir. Modelde dini bilimlerle modern bilimlerin birlikte harmanlanarak okutulması esas alınmıştı, günümüzde üniversite öğrenimini ve öğretimini çok geliştirmiş Amerika ve Avrupa’da bile hala böyle bir anlayış ve uygulama bulunmamaktadır. Burası çok önemlidir. Yani bu model günümüzde hala güncelliğini korumaktadır.

MEDRESETÜZZEHRA BİLİM DALLARINA KÂİNAT KİTABINI TEFSİR EDEN BİRER MÜFESSİR GÖZÜYLE BAKAR

Bediüzzaman’ın Medresetüzzehra idealinin günümüzde hala güncelliğini koruması ve bugün eğitim sistemimiz için bir çözüm önerisi olarak hala konuşuyor olmamızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Üstad Bediüzzaman; bilgilerini hayatla ilişkilendirmiş, hayatın her alanına dokunmuş ve sosyal meselelere çözüm önerileri getirmiştir. Üstad, iman ilmini bu çağın insanının aklına uyumlu bir şekilde tecdit ederek sunmuş; yenilikçi düşüncelere dayalı gözlemlerle İslam dünyası ve tüm insanlığın ana problemlerine Kur’an eksenli çözümler serisi üretmiş; dünyevileşmede zirveye ulaşmış insanlığın, dünya ahiret dengesini sağlamada kolaylıkla uygulayabileceği metotlar önermiştir. İman hakikatlerinin inkişafının önemini açıklayarak, tevhid merkezli bir tefekkür ve derinlik oluşturmuş; akıl ve kalbin beraber olarak kabul edeceği, bilimdeki ispat metodunu da kullanarak problemli konulara mantıki deliller ve misaller sunmuş ve böylece bin yıldan beri İslam aleyhine birikmiş tüm iddialara makul cevaplar vermiştir.

Onun tevhid anlayışı hayatın her anını kuşatır. Bu anlayış bütüncül olup (hem-hem metodu diyebiliriz), akıl-kalp, din-bilim, cumhuriyet-demokrasi, şii-sünni, mektep-medrese-tekke gibi her türlü bölünmelere ve parçalanmalara karşıdır. Medresetüzzehra bilim ve din çatışmalarını ortadan kaldırmıştır. Akıl, kalp, duygu ve davranış bütünlüğünü sağlamanın önemini vurgulamıştır.

Medresetüzzehra bilim dallarını parçalamadan bir bütün olarak ele alır; onlara kâinat kitabını tefsir eden birer müfessir gözüyle bakar. Böylece bilim adamlarına kelam, tasavvuf ve pozitif bilimleri terkip ederek orijinal bakış açıları yakalama yollarını açar. Manayı harfi olarak adlandırdığı bir yorumlama metodu geliştirerek kainata, topluma, insana, varlığa kendileri için değil, Yaratıcısını tanıtan bir kitap, O’na delalet eden bir harf olarak bakılmasını sağlar. Bilimi, Allah’ın varlığını anlama ve Birliğini fark etme dili olduğu gibi kâinattaki her bir varlık Allah’ın kudretinin mucizesi olarak görür. Bu anlayış, materyalist bir bilim anlayışı ile inşa edilmiş çağdaş üniversitelerinin değişime uğramasının ya da yeni bir üniversite kuşağının doğmasının ne kadar gerekli olduğunu göstermektedir.

ÜNİVERSİTELERDE KALP, AKIL VE İLİM BİRLİKTELİĞİ SAĞLANAMAMAKTA

Medresetüzzehra’nın bugünkü çağdaş üniversitelerdeki yeri nedir?

Çağdaş üniversiteler dinden soyutlanmış halleriyle din, bilim ve ahlak ekseninde insanlığın beklentilerine cevap verememektedir. İnsan hayatını anlamlandırmada yetersiz kalınmakta, kalp, akıl ve bilim birlikteliği sağlanamamakta, insanın ve eşyanın hakikatleri gibi konularda ve “model insan, model bilim insanı nasıl olmalıdır” soruları karşısında çaresiz kalmaktadır. Oysaki çağdaş üniversiteler en son teknoloji ile donanımlı laboratuvarlara, Ar-Ge birimlerine, think-thank kuruluşlarına sahiptir, ciddi bir çalışma disiplini içerisinde büyük bir gayretle makro alemden mikro aleme kadar geniş bir yelpazede araştırmalar ve buluşlar yapabilmektedirler. Ancak kalp, akıl ve ilim birlikteliği sağlanamamakta dolayısı ile insanın ve eşyanın hakikatleri mana değil cisim bağlamında izah edilmektedir. Kısaca içinde Yaratıcının olmadığı bir bilimden söz ediyoruz.

Değerli bilim insanı Ayhan Küflüoğlu’nun ifadesiyle günümüzde bilime hakim olan felsefe ve bu felsefenin rehberliğinde şekillenen algı/ amaç/ bakış açısı/ gözlem ve bilimsel ifadeler baskın şekilde ateist, materyalist ve naturalist, determinist karakterdedir. Böylesi bilim anlayışının sonucu olarak daha fazla üretilebilecek teori ve modeller kısıtlanmakta, kainattan elde edilebilecek çok daha geniş, derin ve zengin bilgiler gözden kaçırılmakta; elde edilenler de yanlış ya da noksan anlamalara yol açmaktadır. Fili görmeyen birisinin karanlıkta rastladığı fili tarif etmesi gibi bir durum bu.

Fizik-metafizik gibi ayrımın olduğu bilim dünyasında her kesimin kendi doğrularının peşinde giderken diğerlerini reddetmeleri ve yokmuş gibi davranmaları yerine, birbirlerini anlamaya çalışmaları her halde bilim ve insanlık adına; insanı ve kainatı anlama adına daha yararlı bir tutum olur diye düşünüyorum.  O nedenle yepyeni bir bilim paradigmasına ve ona layık bir üniversite kurumuna ve onun da doğuracağı bir yeni üniversite kuşağına ihtiyaç vardır. Üstadın Medresetüzzehra modeli, tam bu noktada ihtiyacımıza cevap olarak karşımıza çıkar. Üstad; modelinde sadece gözlem-ölçme ve deneylerle elde edilen ham veri ve bilgilerle değil; kalp, akıl ve ilim birlikteliğinin sağlandığı, harmanlandığı, mezc ve derc edildiği bütüncül bir anlayışı bize sunar. Gözlem-ölçme ve deneylerle elde edilen ham veri ve bilgilere karşı çıkmaz, eksik olduğunu ifade eder. Buranın altını çizmek istiyorum.

MEDRESETÜZZEHRA MODELİNDE NELER VAR?

Bediüzzaman Medresetüzzehra modelinde eğitim ortamını nasıl tasavvur etmiştir?

İyi bir planlama, model ve program ile yaşanılan zamanın problemlerine çözüm yolları bulunabileceği bir hakikattir. O nedenle Üstad; Medresetüzzehra modelinde ekip çalışması, takım ruhu, iş bölümü (taksimü’l a’mal), iş birliği (teşrik-i mesai) ve mesailerin tanzimi, kabiliyetlere göre alan seçimi gibi konuları ön plana çıkarmıştır. Medresetüz zehra; batıl şeyleri tasvir etmeden ve fıtratı değiştirmeye zorlamadan, yönlendirici bir şekilde eğitim metodu önermiş, gerçekleri zamanın anlayışına uygun en yeni izah ve beyan tarzlarıyla ispat etmeye çalışan bir eğitim ortamını tasavvur etmiştir.

BİLİM CÜBBESİ: İNSANA KARŞI HÜRRİYET, ALLAH’A KARŞI UBUDİYET

Medresetüzzehra modelinde bilim insanlarının vasıfları nasıl olmalıdır?

Öncelikle bilim insanı iki kanatlı olmalı; akıl, fikir ve kalp ile gerçeklere ulaşmalıdır. Bilim insanı özgür olmalı fakat Allah’a olan sorumluluğu unutmamalıdır. Diğer bir deyişle bilim cübbesini, insana karşı hürriyet, Allah’a karşı ubudiyet simgesi olarak görmelidir. “Sırat-ı Müstakim” yani denge halinde olmalıdır. Yine ”hassasiyet ve muhakeme” dengesi ile kalbi hassasiyetlerimizin muhakeme ile çatışmaması gerektiğine inanılmalıdır. Diğer bir ifadeyle “dinde hassaslık, muhakeme-i akliyede noksanlık” söz konusu olur. Bilimsel diyaloğa açık olmak bilim daha sağlıklı çözümler üretir. Eleştirel düşünmeye açık olunmalı; hata yapılabileceği kabullenilmelidir. Yeni verilerle, yeni öğrenilenlerle eski bilgilerimizin karşılaştırılması açısından kendimizle ve gerçeklerle yüzleşmenin yani özeleştirinin önemi büyüktür.

Esassız bir şeyin alemin içinde çabuk yayılmayacağının bilincinde olunmalı, “Her zamanın bir hükmü var, biz delil isteriz” sözünden hareketle çağımızın akademik özelliği unutulmamalıdır. Bilimlerin ve fenlerin özü alınmalı, icat ve yenilik fikrine sahip olunmalıdır (icad ve teceddüt). Alemde’ki meylü-l istikmal (tekamül meyli) ve beşerdeki meyl-ü teceddüt’ten (gelişme ve yenilenme ihtiyacından) haberdar olunmalıdır. “Efkar-ı ammeye hocalık edecek, yine efkar-ı amme-i ilmiyedir” sözü gereği, bilim adamlarının birlikte yol göstericiliği ile bazı olay ve olgulardaki toplumsal kabuller bilimsel çalışmalarla teyit edilerek “akademik/bilimsel kabul” aşaması yerine getirilmelidir. Aklı ifrat derecesinde kullanarak demagoji ve cerbezeye yol açmamalıdır.

Kararlı ve sabırlı olmalı, aceleci olunmamalıdır. Araştırıcı bir meslek olan akademisyenlikte bir olay karşısında araştırıp dinlemeden hemen bir yargıya varmamalıdır. Özellikle farklı mizaç ve yapıdaki öğrencilerle ya da araştırma ekibi ile ilişkilerde ortaya çıkacak problemlerin çözümü için anahtar kavram sabırdır.

Gerektiğinde vakarlı olunmalı ve bilim onuruna sahip çıkılmalı, ciddi fakat alçakgönüllü, insaflı ve sevgi sahibi olmalı, kibirli olmamalı, ilmi enaniyetten uzak durmalı, cömert fakat iktisatlı olmalı, ilimde bencil olmamalı ve diğergam olunmalıdır.

BEDİÜZZAMAN’IN ÜNİVERSİTE PROJESİ DÜNYANIN BEKLENTİSİNE İLERİ BİR CEVAP NİTELİĞİNDE

Bediüzzaman’ın yüz yıl önce ortaya koyduğu görüşlerin izdüşümlerini günümüz yükseköğretim sistemindeki yerini değerlendirir misiniz?

Tarihsel süreçte sürekli arayış, değişim ve kendilerini geliştirme gayreti içerisinde olan üniversite kurumları ve yükseköğretim sistemlerindeki günümüz gelişmeleriyle Bediüzzaman’ın yüz yıl önce ortaya koyduğu görüşleri arasında büyük benzerlikler yanında önemli farklılıklar da bulunmaktadır. Farklılık daha çok bilim anlayışında yatmaktadır.

Günümüzde bir üniversitenin, yetkili bir kuruluş tarafından gerekli şartları sağlayıp sağlamadığı ve standartlara uygunluğu bakımından değerlendirilmesi, o konuda yetkin kılınarak akredite edilmesi; o üniversitenin hangi özellikleri ile diğerlerinden farklı olduğu, yani özgünlüğü ve kalitesinin ortaya konması büyük önem kazanmıştır. Üstad; benzer şekilde eserlerinde ve sunduğu üniversite modelinde davasının kaynağını bildirmekte, insanlığın hangi alandaki boşluklarını dolduracağını yani orijinalliğini bilim-din, akıl-kalp birlikteliği, Esma-i Hüsna tecellileri, tahkik-i iman, mana-i harfi, vs. gibi daha yüzlerce terkiple ortaya koymaktadır.

Diğer yandan, dünyanın bilgi ekonomisine dayalı küresel ekonomik yapısı daha fazla ve daha geniş bir yaş grubuna ve yaşam boyu öğretim götürmeyi yani eğitimi yaygınlaştırmayı zorunlu hale getirmiş ve bu husus Bologna sürecinin de önemli bir konusu olmuştur. Bu gelişmelere uygun olarak Üstadın bilfiil üniversite projesi hazırlaması, gençlere, yaşlılara, kadınlara, bilim adamlarına, avama, mahpuslar ve hastalar gibi dezavantajlı gruplara velhasıl tüm insanlık katmanlarına yönelik eserler yazması, bunların gönüllü yaygın eğitim şeklinde günümüzde de sürekliliğinin devam ediyor olması, dünyanın bu pozitif beklentisine daha ileri bir cevap niteliğindedir.

Medresetüzzehra modeliyle günümüzdeki “Bölge Üniversiteleri” kavramının daha ilerisinde Asya kıtasına yönelik bir “Kıta Üniversitesi” ve “Yükseköğretim Alanı” oluşturma fikrini öne sürmüş, burada çok dilli bir eğitim önermiş, din ve fen bilimlerinin müfredat olarak birlikte mezc edilmesi gibi çok orijinal yaklaşımlarda bulunmuştur. Taklitçi ve güdümlü akademisyenliğe karşı değişik özgürlük tanımıyla; fırsat eşitliğinin ve üniversite özerkliğinin engellenmesine yol açan finans temini konusunda önerdiği formüllerle ileri görüşler sunmuştur.

Diğer yandan toplumla daha güçlü köprüler kurma, özgür, girişimci ve yenilikçi üniversite, ihtisaslaşma ve öğretim kalitesini artırma, öğrenci ve öğretim üyesi hareketliliği, kurumsal hareketlilik gibi stratejik sorun alanlarında, günümüz yükseköğretim sistemindeki gelişmelerle paralellikler yanında, üniversiteleri daha ileri noktalara taşıyacak yaklaşımlar bulunmaktadır.

Din-Bilim birlikteliğini esas alan Üstadın geliştirdiği yeni bilim paradigmasının dünyanın gündemine en azından zihinlerde değişiklik yaparak yeni yaklaşımlar sunabileceği,  küresel dünyada bizlere güçlü bir duruş sağlatabileceği, kendi var oluşumuzu kendi perspektifimizden tanımlayabileceğimiz bir fırsat vereceği, yeni kuşak üniversitelere temel oluşturabilecek güçte ve yeterlilikte olduğu; bilim adamlarımızca yapılacak çalışmalarla bu konunun daha da detaylandırılabileceği kanaatindeyim.

Temennimiz bu konuda yetişmiş insan gücü ve alt yapısıyla yeterli olan ülkemizin başta YÖK olmak üzere ilgili kurumlarıyla otonomisi artırılmış birkaç üniversitede de olsa bir girişim başlatmasıdır.

Kaynak: Bediüzzaman’ın Medresetüzzehra projesi dünyanın beklentisine ileri bir cevap