II.Uluslararası Harakani Sempozyumu

Kars Kafkas Üniversitesi ve Harakani Vakfı tarafından, “Fütüvvet Medeniyetimizin Manevi Mimarlarından Ebu’l Hasan HARAKANİ ve Horasan Erenleri” Konulu II. Uluslararası HARAKANİ Sempozyumu 16-17-18 Ekim 2014 tarihleri arasında Kars’ta yapıldı. İSempozyumda sunulan Prof. Dr. Gürbüz Aksoy Tebliğden bir bölüm:

Sosyal Sermayemiz Artmalıdır

İnsanlardaki yardımseverlik, fedakarlık, emniyetin tesisi ve güvenirlilik gibi değerler üzerinden sosyal sermayenin oluşmasında dini ve ahlaki öğretiler önemli rol alır.

Tam da bu noktada en büyük katkıyı bilge şahsiyetlerimizin yaptığını söyleyebiliriz. Tarihi geçmişimize baktığımızda Ebu’ l- Hasan Harakanî gibi zat’ların Anadolu’ya girmeleriyle başlayan bin yıllık bir mirasa sahip olan ülkemizin, imparatorluk alt yapısından gelen ve Din-i Mübin-i İslam’a çalışan geçmişin bütün bakiyeleri, ayrıca Anadolu’nun kültürel zenginliğiyle birlikte, sahip olduğu tüm değerleriyle her zaman ilgi odağı olabilecek zengin bir sosyal sermaye potansiyeli bulunmaktadır. Ülkemiz ayrıca bir çok ırkın, medeniyetin, dinin ve devletin birikimini taşımaktadır. Sosyal sermayemizle kendimize olduğu kadar, günümüz İslam dünyası ve Batı dünyasına da faydalı olabilir; tüm insanlığın dikkatini çekebiliriz.

Tarihimizdeki sosyal sermaye zenginliğimizi maalesef bugün çok azaltmış durumdayız. Örneğin; sosyal sermayenin önemli bir bileşeni olan ‘güven’ açısından Türkiye’de yapılan bir araştırmada, gençlerin “insanların çoğuna güvenirim” önermesine yönelik algıları çok acı olarak % 4.6 düzeyinde kalmıştır. Bu araştırmada ayrıca siyasal ve sosyal katılım oranları da dikkat çekici şekilde düşük çıkmıştır. Güven düzeyi yüksek gençlerde ise aktif katılım oranları daha yüksek çıkmıştır.

Bunun için de sosyal sermayemizi yeniden öğrenip canlandırmanın gayreti içinde olmalıyız. Sempozyumlar bu açıdan da faydalı olmaktadır. Eğitim işin zaten tabii boyutudur. Bilge şahsiyetlerimizden denizden damla misali bizleri zenginleştirecek birkaç örnek:

  1. İnsana toplumun ve kainatın bir parçası olmak gibi “üst kimlik” sunan, her insanı özel ve önemli gören bir değerler sistemimiz bulunduğunu yeniden hatırlayıp canlandırmalıyız,
  2. İnsanları ve sosyal grupları değerlendirirken; iyi veya kötü diyen toptancı zihniyet yerine, onların sahip oldukları erdem ve sıfatları dikkate almalıyız,
  3. “Ekmek mi, özgürlük mü ?” ya da “Güvenlik mi, demokrasi mi?” gibi takas kültürü yerine, “hem ekmek, hem özgürlük”, “hem güvenlik, hem demokrasi” dedirten “hem hem” kültürünü edinmeliyiz,
  4. Doğrularımızı sivilleştirerek; “tek doğru benimkidir” gibi totaliter yaklaşım yerine, “benimki doğrudur, ama başkalarının da doğrusuna saygılıyım” şeklinde sivil ve demokratik bir yaklaşım sergilemeliyiz, hiç olmazsa projeler bazında bir araya gelip, birliktelik oluşturabilmeliyiz.
  5. Gerçek özgürlük bilinci; yani “insanın ne kendisine (ör. uyuşturucu, nefis ve arzularının esiri olmak), ne de başkasına zarar vermeden, Allah’ın emirleri doğrultusunda serbest ve hür hareket etmesi” ni sağlamalıyız,
  6. Peygamberi metod olan ‘sonuç değil süreç odaklı ve ümitli olmak’ gibi her işte kullanılabilecek formüle sarılmalıyız,
  7. “Ben tok olduktan sonra başkası aç kalmış, bana ne!” demeyen, katılımcı, hak ve sorumluluklarının bilincinde olan bireyler yetiştirip; ‘insan odaklı kalkınma politikaları’ nı tekrar gün yüzüne çıkarılmalıyız; zekat ve karz-ı hasen müesseselerini tekrar ihya etmeliyiz,
  8. İster ülke yönetiminde, isterse sivil toplum kuruluşları dahil tüm yönetimlerde, “Meşveret=İstişare”, ”Meşrutiyet=Demokrasi” ve “Meşruiyet= Adalet, kanun önünde eşitlik” gibi altın üçgeni uygulamalıyız,
  9. Hayat ve sosyal düzen ile irtibatta insanın kendisine, diğer insanlara, varlık alemine, çevreye (tabiat, kainat) ve olaylara nasıl bakmasını bildiren, yani kainata Kainatın Sahibi adına baktıran; tüm bu ilişkileri sağlıklı ve dengeli şekilde kurdurabilen; Mevlana’nın ”Sen bakmasını bil de dikende gül gör! Dikensiz gülü herkes görür.” ve Bediüzzaman’ın “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” şeklindeki bakış açılarını kazandırmalıyız.
  10. Ebu’l – Hasan Harakani’nin Fütüvvet metodu (Cömertlik, Şefkat ve Halktan müstağni olmak gibi),sosyal sermaye için bugün sivil toplumun üzerine bina edildiği gönüllülük kavramından çok daha ileri boyutlarda geniş ve kapsayıcıdır. Özellikle şefkat duygusunun, ki Allah’ın Rauf ve Rahim isimlerinin yansımasıdır, hakim olduğu insanlarla iletişim kurmak, işbirliği yapmak güvenli ve kolay olmaz mı? Sosyal sermaye zenginleşmez mi? Zira, şefkat sahibi bir insan, kendisinin, çocuklarının ve bütün insanların dünyevi ve uhrevi tehlikelerden kurtulması için çalışır. İşte Ebu’-l Hasan Harakani de bu zenginliğiyle dergahında yüzlerce alim, mürşit, devlet adamı, alperen ve dervişan yetiştirmiş; kimliğine ve inancına bakmadan herkese hizmet etme, sofrasında yer verme ve insanların gönlünü mutlu etme derdinde olmuştur. Geliştirdiği bu sosyal iletişim ağıyla ve güven ortamıyla toplumun sosyal sermayesinin zenginleşmesini sağlamıştı. Böylece Anadolu’nun silahla fethinden önce zaten gönülleri fethetmişti.